Doğal akışkanlara geçiş sürecinde ürün mimarisini yeniden tanımlayan Türk HVAC&R sektörü, Avrupa’nın yeşil dönüşümüne yön veriyor. İklimlendirme Soğutma Klima İmalatçıları Derneği (İSKİD) Yönetim Kurulu Başkanı Tunç Korun, bu özel röportajda Türkiye’nin R290 ve CO₂ teknolojilerine yönelik Ar-Ge yatırımlarını, Gümrük Birliği ve lojistiğe dayanan yakın coğrafyadan tedarik avantajlarını ve sektörün küresel vizyonunu değerlendiriyor.
Avrupa’da R290 ve CO2 gibi doğal soğutkanlara geçiş hızlanırken, Türk üreticileri Ar-Ge süreçlerini bu yeni F-Gaz standartlarına nasıl adapte ediyor?
Avrupa’da R290 (propan) ve CO₂ (R744) gibi doğal soğutkanlara geçiş, yeni F-Gaz düzenlemeleriyle birlikte hız kazanıyor. Özellikle düşük GWP’li ve doğal soğutkanların kullanımını teşvik eden bu dönüşüm, Türk iklimlendirme ve soğutma üreticileri açısından da Ar-Ge süreçlerinin yeniden ele alınmasını gerekli kılıyor. AB’nin 2024/573 sayılı F-Gaz Tüzüğü, birçok ekipman grubunda yüksek GWP’li soğutkanlara yönelik kısıtlamaları kademeli olarak artırıyor.
Türk üreticiler bu dönüşüme öncelikle ürün tasarımı, komponent seçimi, güvenlik ve enerji verimliliği ekseninde adapte oluyor. R290 gibi A3 sınıfı yanıcı soğutkanların kullanılması; soğutkan miktarının azaltılması, kaçak risklerinin kontrol altına alınması, elektriksel komponentlerin ve sistem mimarisinin yeniden değerlendirilmesi gibi ilave mühendislik çalışmaları gerektiriyor. CO₂ sistemlerinde ise daha yüksek çalışma basınçları nedeniyle komponent dayanımı, basınç kontrolü ve sistem güvenilirliği öne çıkıyor.
Bu nedenle Ar-Ge çalışmaları yalnızca mevcut bir üründe soğutkanı değiştirmek şeklinde ilerlemiyor. Kompresör, eşanjör, genleşme elemanları, kontrol sistemleri ve güvenlik ekipmanlarının birlikte değerlendirilmesi, prototiplerin laboratuvar ve saha koşullarında test edilmesi ve ürünlerin ilgili Avrupa standartlarına uygunluğunun doğrulanması önem kazanıyor.
Burada Türk üreticiler açısından önemli bir avantaj, ihracat odaklı yapımız sayesinde Avrupa’daki mevzuat değişikliklerinin Ar-Ge gündemimize hızlı şekilde yansımasıdır. Avrupa pazarına yönelik çalışan firmalar, yeni ürün geliştirme süreçlerinde F-Gaz mevzuatını yalnızca bir uyum zorunluluğu olarak değil, daha yüksek enerji verimliliğine, daha düşük karbon ayak izine ve daha rekabetçi ürünlere ulaşmak için bir Ar-Ge fırsatı olarak değerlendirmelidir.
Önümüzdeki dönemde R290 ve CO₂’nin yanı sıra farklı düşük GWP’li alternatiflerin de uygulama alanlarının genişlemesini bekliyoruz. Bu dönüşümle birlikte üreticiler kadar tasarımcıların, servis teknisyenlerinin ve uygulamacıların da yeni soğutkanların güvenli kullanımı konusunda yetkinliklerini geliştirmesi gerekecek. Dolayısıyla süreç, yalnızca ürün teknolojisinin değil, sektörün bilgi birikimi ve insan kaynağının da dönüşümünü beraberinde getirecek.
Küresel tedarik zinciri risklerine karşı Türkiye, Avrupalı firmalar için nasıl güvenilir ve esnek bir üretim üssü haline geliyor?
Küresel tedarik zincirlerinde son yıllarda yaşanan jeopolitik gerilimler, lojistik aksaklıklar ve artan maliyetler, Avrupalı firmaları üretim ve tedarik süreçlerinde daha yakın, esnek ve güvenilir alternatiflere yöneltiyor. Bu noktada Türkiye, Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, güçlü üretim altyapısı, nitelikli insan kaynağı ve gelişmiş tedarikçi ağıyla önemli bir nearshoring merkezi olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin en önemli avantajlarından biri, Avrupa Birliği ile 1996’dan bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği. Sanayi ürünlerinde gümrük vergilerinin ve miktar kısıtlamalarının kaldırılması ve Türkiye’nin birçok teknik düzenlemesini AB mevzuatıyla uyumlu hale getirmesi, Avrupalı firmaların Türkiye’yi üretim ve tedarik zincirlerine entegre etmesini kolaylaştırıyor.
Lojistik açıdan da Türkiye, Avrupa ile kara, deniz ve Ro-Ro bağlantılarının yanı sıra farklı ticaret rotalarına erişimi sayesinde tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesine imkân sağlıyor. Bu özellik, tek bir uzak tedarik merkezine bağımlılığı azaltmak isteyen firmalar açısından önemli bir avantaj. S&P Global de Türkiye’nin lojistik ağlardaki çeşitliliği ve Avrupa pazarlarına erişimi nedeniyle küresel üreticiler için potansiyel bir tedarik zinciri merkezi olduğunu değerlendiriyor.
İklimlendirme sektörü açısından baktığımızda ise Türkiye’nin avantajı yalnızca coğrafi konumdan ibaret değil. Güçlü üretim kapasitesi, yan sanayi ve komponent tedarikçileri, mühendislik kabiliyeti ve Avrupa standartlarına uyum konusunda kazanılmış deneyim, Türk üreticilerini Avrupalı firmalar için daha stratejik bir iş ortağı haline getiriyor.
Bununla birlikte, Türkiye’nin gerçek anlamda uzun vadeli bir nearshoring üssü olabilmesi için teslimat süreleri, maliyet rekabetçiliği, enerji maliyetleri, sürdürülebilir üretim, dijitalleşme ve teknik standartlara uyum gibi alanlarda sürekli gelişim göstermesi gerekiyor. Özellikle yüksek enflasyonun etkisiyle son yıllarda önemli ölçüde artan ve Avrupa’daki maliyet seviyelerine yaklaşan işçilik maliyetleri, Türkiye’nin maliyet rekabetçiliği açısından önemli bir dezavantaj oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde ise Türkiye’nin özellikle enerji verimli HVAC&R sistemleri, ısı pompaları, soğutma teknolojileri, komponentler ve yüksek mühendislik gerektiren ürünlerde Avrupa’nın tedarik zincirlerindeki konumunu daha da güçlendirebileceğini düşünüyoruz.
Türk iklimlendirme sektörünün Avrupalı ortaklarına sunduğu en büyük esneklik ve özel tasarım avantajı nedir?
Türk iklimlendirme sektörünün Avrupalı ortaklarına sunduğu en önemli avantajlardan biri, standart ürün üretmenin ötesinde, projeye ve müşterinin ihtiyacına göre hızlı şekilde özelleştirilebilen çözümler geliştirebilme kabiliyetidir. Türkiye’nin Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, güçlü üretim altyapısı ve gelişmiş yan sanayi ekosistemi, bu esnekliği destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Türk HVAC&R sektörünün 2025 yılında yaklaşık 7,4 milyar dolarlık ihracata ulaşması ve ihracatın önemli bir bölümünün Avrupa pazarına gerçekleştirilmesi de bu güçlü entegrasyonun göstergelerinden biri.
Özellikle klima santralleri, havalandırma sistemleri, soğutma ekipmanları ve proje bazlı çözümlerde müşterinin kapasite, ölçü, enerji verimliliği veya malzeme seçimine yönelik taleplerine göre ürünlerin yeniden tasarlanabilmesi önemli bir rekabet avantajı sağlıyor. Sektördeki firmalar, mühendislik ve üretim kabiliyetlerini bir araya getirerek farklı Avrupa ülkelerinin teknik gerekliliklerine ve proje koşullarına uyarlanmış çözümler sunabiliyor.
Son olarak eklemek istedikleriniz…
Türkiye’de sektörümüzün en önemli buluşmalarından biri haline gelen İSKİD İklimlendirme Zirvesi de her geçen yıl büyüyerek uluslararası kimliğini güçlendiriyor. 5 Mayıs 2026 yılında düzenlediğimiz zirvede 600’ün üzerinde sektör profesyonelini, kamu temsilcilerini, akademisyenleri ve uluslararası kuruluşları bir araya getirdik. Isı pompaları, yeşil dönüşüm, iç hava kalitesi, soğuk zincir ve sektör ekonomisi gibi başlıklarda gerçekleştirilen oturumlar, sektörümüzün geleceğine ışık tuttu. Avrupa Isı Pompası Derneği (EHPA), Eurovent ve Eurovent Certification, AMCA gibi uluslararası paydaşlarımızın destek ve katkılarıyla gerçekleştirilen zirvemiz, iş birliklerini güçlendiren önemli bir platform olarak gelişiyor. Bir sonraki zirvemizi 4 Mayıs Salı 2027 tarihinde organize etmeyi planlıyoruz. Tüm sektör paydaşlarımızdan bu tarihi şimdiden ajandalarına not etmelerini rica ediyor, zirvemizde yeniden bir araya gelmeyi diliyoruz.
![]()