Avrupa, karbon nötr hedefleri doğrultusunda hızla ilerlerken; iklimlendirme sektörü performans odaklı standartlar ve dijital mühendislik ekseninde yeniden icat ediliyor. İSKİD Yönetim Kurulu Başkanı Tunç Korun, Türk mühendisliğinin artık geleneksel üretici rolünün çok ötesine geçtiğini vurguluyor. Stratejik tasarım uzmanlığı ve sürdürülebilir çözümler ihraç eden Türkiye, bölgesel bir tedarikçiden Avrupa’nın yüksek performanslı mühendislik geleceğini inşa eden ana aktörlerden birine dönüşüyor.
Türkiye’nin iklimlendirme sektörü mevcut üretim kapasitesi Avrupa’daki talep artışını karşılayabilir mi?
Türkiye iklimlendirme sektörü, son 15–20 yılda gerçekleştirdiği yatırım hamleleri, teknolojik dönüşüm ve ihracat odaklı büyüme stratejisi sayesinde Avrupa’nın önemli üretim üslerinden biri haline gelmiştir. Özellikle split klima, VRF sistemler, ticari soğutma ekipmanları ve havalandırma ürün gruplarında ciddi bir üretim kapasitesine sahibiz.
Bugün gelinen noktada Türkiye’nin mevcut üretim altyapısı, Avrupa’daki talep artışını belli ürünlerde karşılayabilecek teknik yeterlilik ve esnekliğe sahiptir. Birçok uluslararası marka Türkiye’yi üretim ve tedarik merkezi olarak konumlandırmış durumdadır. Gerek kalite standartları gerekse sertifikasyon süreçleri açısından Avrupa normlarına tam uyumlu üretim yapılmaktadır.
Ancak bu potansiyelin tam anlamıyla sürdürülebilir bir rekabet avantajına dönüşmesi; ilave Ar-Ge yatırımları, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yüksek katma değerli ürünlere odaklanma ile mümkün olacaktır.
Sınırda Karbon Düzenlemesi sürecinde sanayicinin en büyük zorluğu ne olacak?
Sınırda karbon düzenlemesi ilk etapta Demir-Çelik, Çimento, Alüminyum, Gübre, Elektrik gibi sektörleri etkileyecek. Bu sektörler yüksek enerji tüketimi ve doğrudan CO₂ emisyonu nedeniyle öncelikli olarak seçilen sektörler. Klima, VRF, chiller, split klima gibi nihai ürünler şu an sınırda karbon düzenlemesi kapsamındaki ürün listesinde yer almıyor. Klima tarafında F-Gaz, Ecodesign Direktifleri gibi regülasyonlar kontrol mekanizması olarak daha etkili.
Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) sürecinde HVAC&R sektöründeki sanayicilerin karşılaşacağı en büyük zorluk, ürün bazlı gömülü karbonun doğru hesaplanması ve bu verinin doğrulanabilir şekilde beyan edilmesi olacaktır. HVAC ürünlerinde karbonun önemli bir kısmı yan sanayiden gelir. Çelik, alüminyum ve komponent tedarikçilerinin karbon verilerini şeffaf ve doğrulanabilir biçimde paylaşmaması durumunda üretici firmaların rekabet gücü zayıflayabilir.
HVAC sektörü açısından, enerji verimli ürünler (ısı pompaları, yüksek COP/EER değerli sistemler, doğal soğutucu akışkan kullanan çözümler) zaten Avrupa Yeşil Mutabakatı ile uyumlu bir ürün portföyüne işaret etmektedir. Dolayısıyla sektör, üretim tarafındaki dönüşümü hızlandırabildiği ölçüde bu süreci rekabet avantajına dönüştürebilir. Özetle, HVAC&R sanayicisi için en büyük zorluk karbonu ölçmek ve tedarik zinciri boyunca yönetmek olacak, en büyük fırsat ise düşük karbonlu ve yüksek verimli ürünlerle Avrupa pazarında daha güçlü bir konum elde etmek olacaktır.
Türkiye düşük maliyetli üretici mi, yoksa artık esnek ve kaliteli üretici olarak mı konumlanıyor?
Türkiye geçmişte ağırlıklı olarak “maliyet avantajlı üretim üssü” olarak konumlanıyordu. Özellikle Avrupa’ya coğrafi yakınlık, lojistik hız ve rekabetçi işçilik maliyetleri önemli bir avantaj sağlıyordu. Ancak bugün geldiğimiz noktada Türkiye’yi sadece düşük maliyetli üretici olarak tanımlamak eksik ve yanıltıcı olur. İklimlendirme sektörü özelinde bakıldığında Türkiye artık; Esnek üretim kabiliyeti yüksek, Avrupa standartlarında sertifikasyon ve kalite altyapısına sahip, Ar-Ge ve mühendislik yetkinliği gelişmiş bir üretim merkezi konumundadır.
Özellikle ısı pompaları, VRF sistemler, ticari soğutma ve havalandırma ekipmanlarında Türk üreticileri artık yalnızca fiyatla değil; tasarım, enerji verimliliği ve teknik uyum kapasitesiyle rekabet etmektedir.
Ayrıca küresel tedarik zinciri kırılmaları sonrasında Avrupa için “yakın ve güvenilir üretim merkezi” olmak, Türkiye’yi stratejik bir konuma taşımıştır. Bu durum, esnek ve kaliteli üretimin maliyet avantajının önüne geçtiğini göstermektedir.
![]()