Muhittin Tekman – Mak. Müh. MBA / iklimlendirmeteknolojileri.com Danışman Yayın Yönetmeni
İklimlendirme endüstrisi, günümüz itibarıyla sadece teknolojik değil, köklü bir mevzuat ve uygulama devrimiyle de karşı karşıya. Eski nesil gazların yasaklanması, yapay zekanın kontrol ünitelerine entegrasyonu ve kaçınılmaz “elektrifikasyon” süreci, sektörün tüm ezberlerini bozuyor. Profesyoneller için bu dönem, statükoya bağlı kalmakla küresel standartlara entegre olmak arasında bir seçim niteliği taşıyor.
1. Soğutucu Akışkanlarda Dönüşüm: R-410A’nın Emekliliği ve A2L Standartları
1 Ocak 2025, küresel soğutma pazarı için bir milat niteliğinde. ABD’de yürürlüğe giren AIM Yasası, yüksek küresel ısınma potansiyeline sahip R-410A gazını üretimden kaldırırken, yerini R-454B ve R-32 gibi A2L sınıfı daha çevreci alternatiflere bıraktı. Bu değişim yerel bir hamle olmanın çok ötesinde; AB’nin F-Gaz Tüzüğü ile birleşerek küresel bir standart halini aldı. Japonya’nın teknoloji öncüleri, R-32 geçişini standartlaştırarak verimlilikte %10’luk bir artış sağlarken; Carrier ve Gree gibi devlerin bu yeni nesil akışkanlarla üretim maliyetlerini düşürüp pazar paylarını artırması, değişimin ekonomik boyutunu da kanıtlıyor.
Türkiye’de ise AB uyum süreçleri kapsamında R-410A kullanımı sınırlandırılırken, yerli üreticilerin R-454B’ye adaptasyonu maliyet avantajlarını beraberinde getirdi. Ancak teknik açıdan kritik bir detay var: “Hafif yanıcı” sınıfındaki bu gazlarla çalışacak teknisyenlerin, anti-statik ekipman ve hassas sızdırmazlık sensörleri kullanımı konusunda özel bir uzmanlık kazanması artık bir zorunluluk.


2. Isıl Dönüşüm: Isı Pompalarının Mutlak Egemenliği
Fosil yakıtlı sistemler, yerini hızla yüksek verimli ısı pompalarına bırakıyor. Fransa’nın yeni konutlarda doğalgaz kurulumunu durdurması ve Norveç’in konut stokunun yarısından fazlasını ısı pompalarıyla ısıtması, “karbonsuzlaştırma” hedeflerinin somut yansımaları. Kuzey Amerika’da yaygınlaşan EVI (Gelişmiş Buhar Enjeksiyonu) teknolojisi sayesinde artık -25°C gibi ekstrem soğuklarda bile fosil yakıtlarla rekabet edilebiliyor. Almanya’da ise yerel yönetimlerin 2026 sonuna kadar tamamlaması gereken kentsel ısı planları, gazlı sistemlerin geleceğini tamamen kısıtlıyor.
Ülkemizde 2025 başında yürürlüğe giren BEP Yönetmeliği, büyük ölçekli yeni binalarda ısı pompası kullanımını teşvik ederken; 2053 Net Sıfır hedefi doğrultusunda İstanbul ve Ankara gibi metropollerdeki projeler bu teknolojiyle fosil yakıt bağımlılığını %15 oranında aşağı çekmeyi başardı.
3. Enerji Yönetiminde Hassas Kontrol: Akıllı Bölgeleme
Enerji verimliliği artık tüm binayı değil, sadece ihtiyaç duyulan noktayı iklimlendirmekten geçiyor. Ecojay SmartZone gibi 3.0 ve 4X serisi sistemler, nem alma ve taze hava kontrolünü bölgeleme teknolojisiyle birleştirerek standartları yukarı taşıdı. Dubai’deki Burj Al Arab gibi prestijli projelerde veya Sidney Olimpiyat Stadyumu’nda uygulanan bu yöntemler, soğutma maliyetlerini %30’un üzerinde düşürebiliyor. Türkiye’de de ASHRAE uyumlu yeşil bina şartnamelerinde bu sistemlerin standartlaşması, pazarın %30 oranında büyümesini sağladı.
4. Dijitalleşme: Yapay Zeka ve “Öngörülü” Bina Yönetimi
Modern HVAC sistemleri artık birer makina değil, veri işleyen dinamik ünitelerdir. Singapur’daki gökdelenlerde uygulanan AI algoritmaları, binadaki doluluk oranını sensörlerle takip ederek taze hava debisini anlık optimize ediyor. Google DeepMind’ın Londra veri merkezlerinde sağladığı %37’lik enerji tasarrufu veya Honeywell’in kestirimci bakım (predictive maintenance) ile arıza sürelerini yarı yarıya indirmesi, dijitalleşmenin operasyonel gücünü gösteriyor. Türkiye’de 2.000 m² ‘nin üzerindeki kapalı alana sahip binalarda zorunlu hale gelen enerji takip sistemleri, bu akıllı kontrol ünitelerini kaçınılmaz kılıyor.
5. Ticari Alanlarda Hibrit Çözümler ve VRF Esnekliği
Ticari projelerde VRF (Değişken Debili Soğutucu Akışlı) sistemlerin kullanımı, özellikle Avrupa’da Hibrit VRF modellerine evriliyor. Soğutucu akışkan sızıntısı riskini bina içine sokmadan dış ünitede çözen bu hibrit yapılar, Berlin’deki hastane projelerinden Hollanda’daki otellere kadar güvenliğin ön planda olduğu her yerde standart hale geldi. Türkiye pazarında da Mitsubishi ve Samsung gibi markaların öncülük ettiği bu modellerin, işletme maliyetlerinde %18’e varan tasarruf sağlayarak yatırımcıların tercihi olmaya başladığı ifade edilmekte.


6. Yeni Cephe: Siber Güvenlik ve Gizlilik
Sistemler internete bağlandıkça, siber güvenlik HVAC tasarımının ayrılmaz bir parçası oldu. Akıllı termostatlar üzerinden kurumsal ağlara sızma girişimleri, “Tasarımda Gizlilik” kavramını mühendislik şartnamelerine dahil etti. Hatta hassas basınç sensörlerinin ortam sesini yakalayabildiğine dair bulgular, kontrol panellerinde blockchain tabanlı güvenlik protokollerini ve NIST standartlarını zorunlu kılıyor. Artık veri güvenliği sunamayan sistemler, global ihalelerde devre dışı kalmaya başladı.
7. Termal Pil: Isı Depolama ve Hava-Su Sistemleri
Geleneksel su ısıtıcıları, yerini termal depolama kapasitesine sahip HPWH (Isı Pompalı Su Isıtıcıları) sistemlerine bırakıyor. Japonya’nın öncü olduğu CO2 tabanlı bu teknolojiler, İngiltere’deki modernizasyon projelerinde güneş panellerinden gelen fazla enerjiyi “termal pil” olarak saklıyor. Panasonic gibi markaların sunduğu bu çözümler, konutlarda enerji faturalarını %30’un üzerinde düşürürken şebeke yükünü de hafifletiyor.
Sonuç olarak; 2025 yılı, HVAC sektöründe “verimlilik” ve “zekanın” mutlak zaferini temsil ediyor ve sektör paydaşları da 2026 yılına bu bakış açısıyla bakarak, bu yeni ekosisteme uyum sağlamanın bir tercih değil, hayatta kalma stratejisi olarak kendisini göstermeye başladığına vurgu yapmaya başladılar.
![]()