Kadir İsa: “Tek Bir Kazanan Yok, Ancak Gözden Kaçan Büyük Bir Risk Var: Yeni Nesil Soğutucu Akışkanları ‘Drop-In’ (Birebir Değiştirilebilir) Alternatifler Olarak Görmek”

AB F-Gaz Yönetmeliği, daha düşük GWP’li (Küresel Isınma Potansiyelli) soğutucu akışkanlara geçişi hızlandırırken ve doğal soğutucu akışkanlar ile A2L alternatiflerinin kullanımı yaygınlaşırken, HVAC&R sektörü soğutucu akışkan seçişinin çok ötesine geçen değişimlerle karşı karşıya kalmaktadır. Kadir İsa, özellikle kritik bir zorluğa dikkat çekiyor: Teknisyenlerin, yüklenicilerin ve sistem tasarımcılarının bu yeni teknolojilerle güvenli bir şekilde çalışmak için gereken bilgi ve eğitime sahip olmasını sağlamak. Bu özel röportajda kendisi; değişen soğutucu akışkan pazarını, güvenlik ve eğitim gereksinimlerini, nitelikli teknik personele duyulan artan ihtiyacı ve Avrupa ile Türkiye’nin bu geçişin bir sonraki aşamasına nasıl hazırlanabileceğini ele alıyor.

Yeni F-Gaz Yönetmeliği sonrasında Avrupa soğutma, iklimlendirme ve ısı pompası (RACHP) sektöründe oyunun kuralları gerçekten değişti mi? Önümüzdeki beş yılda en büyük değişimi nerede göreceğiz?

Evet, oyunun kurallarının önemli ölçüde değiştiğine inanıyorum. Yeni F-Gaz Yönetmeliği artık yalnızca küresel ısınma potansiyeli (GWP) yüksek soğutucu akışkanların kullanımının kademeli olarak azaltılmasını teşvik etmekle sınırlı değildir. Pek çok uygulamada, çok düşük GWP değerine sahip veya flor içermeyen alternatiflere geçişin yol haritasını fiilen belirlemektedir. Önümüzdeki beş yılda en büyük dönüşümün ısı pompalarında, küçük ve orta ölçekli iklimlendirme sistemlerinde ve ticari soğutmada yaşanmasını beklemekteyim. Bu dönüşümün etkisi soğutucu akışkan seçiminin ötesine geçerek; ekipman tasarımı, montaj uygulamaları, servis ve bakım faaliyetleri, teknisyen yetkinliği ve hatta bina düzeyindeki emniyet yaklaşımlarının birlikte değişimini gerektirecektir.

R290, CO₂, amonyak ve A2L sınıfı soğutucu akışkanlar arasında sizce “geleceğin kazananları” hangileri olacak? Sektör bugün doğru soğutucu akışkanlara mı yatırım yapıyor?

Her uygulama için geçerli tek bir kazanan olacağını düşünmüyorum. Asıl kazanan, doğru uygulama için seçilen doğru soğutucu akışkan olacaktır. R290, ısı pompalarında ve kompakt sistemlerde çok güçlü bir potansiyele sahip olacak gibi görünmektedir. CO₂, ticari soğutmada hâlihazırda sağlam bir yer edinmiş durumda ve diğer uygulama alanlarında da yaygınlaşmaktadır. Amonyak ise endüstriyel soğutmadaki son derece önemli konumunu koruyacaktır. A2L sınıfı soğutucu akışkanlar da özellikle soğutucu akışkan şarj miktarının, sistem yapısının veya uygulamaya özgü kısıtların hidrokarbonların ya da diğer doğal soğutucu akışkanların kullanımını güçleştirdiği alanlarda önemli bir rol üstlenecektir. Bu nedenle sektör, tüm uygulamalarda kullanılabilecek tek bir alternatif aramak yerine farklı teknolojileri içeren bir portföye yatırım yapmalıdır.

Yeni nesil soğutucu akışkanlara geçişte asıl zorluk teknoloji mi, güvenlik mi? Avrupa ve Türkiye, mevcut altyapılarıyla bu dönüşüme gerçekten hazır mı?

Teknolojiler büyük ölçüde mevcuttur. Daha büyük zorluk, bunları sahada emniyetli, verimli ve tutarlı biçimde kullanabilme kapasitemizdir. Dolayısıyla mühendislik, standartlar, teknisyen yetkinliği, uygun alet ve ekipman, risk değerlendirmesi ve denetlenme kritik önem kazanıyor. Avrupa önemli ilerleme kaydetmiş olsa da eğitim açığı orada da hâlâ ciddi boyuttadır. Türkiye de güçlü bir üretim altyapısına sahip ve Kigali kapsamındaki taahhütleri doğrultusunda HFC kotalarını uygulamaya koymuş durumdadır. Ancak geçişin güvenli ve geniş ölçekte gerçekleşebilmesi için saha altyapısının ve teknik yetkinlik düzeyinin daha hızlı gelişmesi gerektiği kanattindeyim.

R290 ve A2L sınıfı soğutucu akışkanların yaygınlaşması bina ve servis işlemlerinin emniyetini nasıl değiştirecektir? Bugün gözden kaçırılan en büyük emniyet riski sizce nedir?

R290 ve A2L sınıfı soğutucu akışkanların kullanımının artması, yanıcılığın artık istisnai bir konu olarak ele alınamayacağı anlamına gelmektedir. Yanıcılık; soğutma, iklimlendirme ve ısı pompası ile servis uygulamalarının olağan bir parçası hâline geliyor. Bu nedenle şarj miktarı sınırlarına, havalandırmaya, kaçak algılamaya, tutuşturucu kaynaklara, montaj yerine ve servis prosedürlerine çok daha fazla özen gösterilmesi gerekiyor. Bana göre gözden kaçırılan en büyük risk, bu akışkanların herhangi bir değişiklik gerektirmeden doğrudan kullanılabilecek basit ikame akışkanlar olarak görülmesidir. Risk değerlendirmesi, alet ve ekipman, çalışma prosedürleri ve teknisyen eğitimi değiştirilmeden yalnızca soğutucu akışkanın değiştirilmesi, akışkanın kendisinden çok daha tehlikeli olabilir.

Nitelikli teknisyen eksikliği, F-Gaz dönüşümünün görünmeyen krizi hâline gelebilir mi? Avrupa ve Türkiye, bu dönüşümü yönetecek yeterli teknik insan kaynağına sahip mi?

Evet, bu durum en önemli darboğazlardan biri hâline gelebilir. Yeni soğutucu akışkanlar; farklı çalışma basınçlarını, yanıcılık özelliklerini, toksisiteye ilişkin hususları ve servis prosedürlerini beraberinde getiriyor. Geleneksel bir F-Gaz yeterlilik belgesine sahip olmak, tek başına R290, CO₂ veya amonyakla çalışmada yetkin olunduğu anlamına gelmemektedir. Türkiye’den SOSİAD’ın da üyesi olduğu AREA, Avrupa’da 115.000’den fazla teknisyenin ek eğitime ihtiyaç duyacağı yönündeki önceki tahmininin yetersiz kalabileceği konusunda uyarıda bulunmuş durumdadır. Türkiye’nin de benzer bir güçlükle karşı karşıya kalacağını düşünüyorum. Dolayısıyla yalnızca daha fazla teknisyene değil, kullanılan soğutucu akışkana özgü uygulama yetkinliğine sahip teknisyenlere ihtiyacımız vardır.

Türkiye ile Avrupa’yı karşılaştırdığınızda, yeni soğutucu akışkanlara ve F-Gaz gerekliliklerine geçişe kim daha hazır? Türkiye’nin arayı kapatması gereken en kritik alan nedir?

Avrupa; mevzuat çerçevesi, standardizasyon, belgelendirme ve birikmiş saha deneyimi açısından şu anda daha hazırlıklı görünmektedir. Bununla birlikte Türkiye’nin önemli bir avantajı, Avrupa pazarıyla yakın biçimde bütünleşmiş güçlü bir soğutma, iklimlendirme ve ısı pompası imalat sanayisine sahip olmasıdır. Türkiye için bugün en kritik alanın, A2L, A3, CO₂ ve amonyak teknolojileri konusunda yeterli eğitimi almış ve yetkinliği bağımsız olarak doğrulanabilen, sayıca yeterli bir servis iş gücü oluşturulması olduğuna inanıyorum. Avrupa’daki hızla gelişen mevzuat çerçevesine uyum çalışmaları da sürdürülmeli; çünkü Avrupa’ya ihracat yapan Türk üreticiler, iç pazardaki dönüşümün hızından bağımsız olarak bu gerekliliklerle karşılaşacaklardır.

Türkiye, Avrupa’nın soğutma, iklimlendirme ve ısı pompası tedarik zincirinde stratejik bir merkez olabilir mi? Türk üreticilerin önündeki en büyük fırsat ve en büyük teknik engel nedir?

Kesinlikle. Türkiye hâlihazırda önemli bir üretim kapasitesine, yerleşik bir bileşen tedarik zincirine ve Avrupa pazarlarına yakınlığı sayesinde güçlü bir coğrafi konuma sahiptir. En büyük fırsat, rekabetçi bir üretim üssü olmanın ötesine geçerek yüksek verimli ve düşük GWP değerine sahip soğutucu akışkanların kullanıldığı soğutma, iklimlendirme ve ısı pompası teknolojilerinin geliştirildiği ve üretildiği bir merkez hâline gelmektir. Başlıca teknik zorluk ise bu dönüşümü ürünün tüm yaşam döngüsü boyunca gerçekleştirmektir. Soğutucu akışkan emniyeti, enerji verimliliği, tasarım standartları, uygunluk değerlendirmesi, dokümantasyon, servis ve bakım yapılabilirliği ile kullanım ömrü sonundaki soğutucu akışkan yönetiminin tamamı, Avrupa’nın giderek daha sıkı hâle gelen gerekliliklerini karşılamalıdır.

Bugün yaygın olarak kullandığımız hangi soğutucu akışkanı 2030’da artık görmeyeceğiz? Sektörün bugün yeterince ciddiye almadığı önemli konu nedir?

Tek bir soğutucu akışkan adı vermem gerekirse, R404A’nın 2030 yılına gelindiğinde Avrupa’da yeni ekipmanlar için artık olağan bir tercih olmayacağını söylerdim. Elbette mevcut kurulu sistemlerde kullanılmaya devam edebilir; ancak yaygın olarak tercih edilen bir soğutucu akışkan olduğu dönem fiilen sona eriyor. Daha da önemlisi, sektörün zaman zaman GWP değerinin kendisine gereğinden fazla odaklandığını düşünüyorum. Asıl mesele, yaşam döngüsü boyunca elde edilen performanstır. Enerji verimliliği, sızıntıların önlenmesi, soğutucu akışkanın geri kazanılması ve yeniden ıslahı, servis personelinin yetkinliği ve sistemin bütününün çevresel etkisi bu kapsamda ele alınmalıdır. Yalnızca düşük GWP değerine sahip bir soğutucu akışkan seçmek, kendiliğinden sürdürülebilir bir sistem oluşturmamaktadır.

Son olarak, yayınımız iklimlendirmeteknolojileri.com hakkında bir iki cümle paylaşır mısınız?

iklimlendirmeteknolojileri.com’un sektör haberleri ile soğutma, iklimlendirme ve ısı pompası alanındaki profesyonellerin görüşlerini bir araya getiren bir paylaşım platformu sunduğuna inanıyorum. Sektörümüzün teknoloji ve mevzuat açısından böylesine hızlı bir dönüşümden geçtiği bir dönemde, teknik bilgiyi sektör deneyimiyle buluşturan yayınlar giderek daha önemli bir rol üstleniyor.