ESSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yaman Duman: “Türkiye, Avrupa Pazarı İçin Vazgeçilmez Bir Üretim Üssü Haline Gelme Potansiyeline Sahip”

Ege Soğutma Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESSİAD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yaman Duman, Türkiye’nin Avrupa HVAC&R sektörünün dönüşümündeki stratejik rolüne dikkat çekiyor. Geleceğin yeni nesil soğutucu akışkanlara geçiş, F-Gas düzenlemeleri, soğutucu akışkanların geri kazanımı ve döngüsel ekonomi, dijitalleşme ve nitelikli teknik insan kaynağının geliştirilmesiyle şekilleneceğini vurgulayan Duman, “Güçlü üretim ve mühendislik yetkinlikleri, coğrafi yakınlığı ve giderek gelişen Ar-Ge kapasitesiyle Türkiye, Avrupa için stratejik bir üretim ve mühendislik merkezidir” ifadelerini kullanıyor.

Avrupa HVAC&R sektörü enerji verimliliği, elektrifikasyon, yeni nesil soğutucu akışkanlar, karbon nötrleşme ve dijitalleşmenin aynı anda yarattığı büyük bir dönüşümden geçiyor. Sizce sektörün önümüzdeki 3-5 yılını en fazla değiştirecek ana dinamik hangisi olacak? Neden?

Avrupa ve beraberinde tüm Dünya, HVAC&R sektöründe tüm sektörlerde olduğu gibi büyük bir değişimden geçiyor. Dönüşüm temel teknolojilerdeki gelişmelerden kaynaklandığı için aynı gelişme tüm sektörleri bir şekilde etkiliyor, HVAC&R sektörü de bu etkiden bağımsız olmadığı gibi pek çok alana temas ediyor.

Enerji verimliliği bireylere ekonomik fayda sağlamanın yanı sıra dünyayı ve iklimi korumak için hepimizin sorumluluk bilinciyle hedeflemesi gereken bir konu. Yeni nesil soğutucu akışkanlar çevresel önemi nedeniyle hükümetlerce de dönüşümü zorunlu tutulan bir alan dolayısı ile en büyük etkiyi burada göreceğimizi düşünüyorum. Tasarım hassasiyetinden, üretimde ve serviste iş güvenliğine, uyumlu ekipman tedarik hatlarının oluşturulmasına kadar iş yapış şeklimizi toptan değiştiren bir konu. Aynı şekilde, bunun bir parçası olarak eğitimli teknik personelin yeterliliğini de uyarlaması ve yeni yetişen personellerin edinmesi gereken farklı uzmanlıklar ve hassasiyetler gerektiriyor. Dijitalleşme yadsıyamayacağımız ve hem üretim tarafında farklılaşma hem de sahadan gelen taleplerle dönüşümü hızlandıran, durdurulamaz bir faktör. Özellikle enerji verimliliğine giden yolda, doğal soğutucu akışkanları başta tutarak, dijitalleşmeden geçmemek mümkün değil. Dekarbonizasyon ise tüm bunların sonucunda ulaşacağımız bir hedef noktası gibi gözüküyor, daha çok hammadde ve komponent üreticilerini etkileyen bir nokta olacağını düşünüyorum.

F-Gas düzenlemeleri sektörü R290, CO₂, amonyak ve yeni nesil düşük GWP’li akışkanlara yönlendirirken, üreticiler ve standartlar bu hıza ayak uydurabiliyor mu? Türk imalatçılarının bu dönüşümdeki teknik hazırlık seviyesini ve Avrupa pazarındaki rekabetçiliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Standartlar bu hıza maalesef ayak uyduramıyor. Yeni nesil akışkanların standartlarını belirlemek için öncelikle HFClerle çalışan sektörün standartlarının ve dinamiklerinin çok iyi ortaya konulması gerekir ki üstüne inşa edilebilsin. Türkiye olarak bu yönde derneğimiz, sektör paydaşlarının katılımıyla T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yoğun bir çalışma içerisinde. ESSİAD Ege Soğutma Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği olarak bizler de bakanlığımızın tüm çağrılarına cevap verip elimizden geldiğince katkı koymaya çalışıyoruz. Bu emeklerin bir sonucu olarak yakın zamanda Cool Up projesi kapsamında, UNDP iş birliği ile Ulusal Soğutma Eylem Planı’mızın tanıtımı yapıldı ve Türkiye’nin, 2053 net sıfır hedefine de katkı sağlayacak, iklimlendirme ve soğutma sektörünün 2040’lara kadar yol haritası çıkarılmış oldu. Bu çok önemli bir gelişme ve şahsi fikrim Türkiye’nin standartlar konusunda hızlı bir şekilde Avrupa ile aynı seviyede, dünyanın geri kalanından ileri bir noktaya geleceği yönünde.

Üreticiler tarafında ise bir farkı ortaya koymak gerekiyor. İhracat yoğunluklu çalışan büyük ölçekli Türk üreticiler kesinlikle Avrupa standartlarında hatta belki üzerinde üretim yapma kapasitesine sahip ve başarıyla da yapıyorlar. Sektör olarak gurur duyabileceğimiz bir seviyede olduğumuzu ifade etmek gerekir. Ancak bu uzmanlığın ve üretim standartlarının KOBİ ölçeğinde ve taahhütten servise kadar tüm alanlarda sektör geneline yayılması gerekiyor. Örneğin R290’lı ısı pompaları Avrupa’da talep gören ve ihracat alanında büyük firmalara olduğu gibi KOBİ ölçeğinde de fırsatlar sunan bir pazar yaratıyor.

ESSİAD olarak bunların başarılması, üreticilerin gelişmesi ve standartların uyumu için akreditasyon ve laboratuvar gerekliliğine dair geçmişte olduğu gibi bugün de çabalarımız devam ediyor. Tüm sektörün ve kamunun desteği ile hayata geçirebilecek böyle bir proje sektörümüze ihtiyaç duyduğu ve en önemlisi hak ettiği avantajı sağlayacak önemli bir konudur.

F-Gas revizyonu yalnızca gaz değişimini değil, mevcut akışkanların geri kazanımını (reclamation), rejenere edilmesini ve döngüsel ekonomiyi de şart koşuyor. Avrupa ve Türkiye’deki “atık gaz ve geri kazanım” altyapısını yeterli buluyor musunuz?

Bu konu çevre açısından elzem öneme sahip olmasının yanı sıra aslında ekonomik de bir konu. Soğutkanlar ülkemizde üretimi olmayan ve tamamen ithal edilen kimyasallar. Bu kimyasallar atmosfere salındığında çevreye ve iklime zarar verdiği gibi, tekrardan büyük maliyetlerle ithal ediliyor. Uzun bir süre, sıfır akışkan ithalatı kotaların izin verdiği ölçüde devam edecektir ancak basit bir işlemle geri kazanabilecek gazların atmosfere salınması israfa da yol açıyor. Burada oluşturulan ekonomik model, hem çevreye verilen zararın önüne geçiyor, hem tedariğe destek oluyor hem de istihdam yaratıyor.

Avrupa’da ıslah ve imha işlemlerinde çok başarılı firmalar var ve ciddi miktarda gazı geri dönüştürüyorlar ancak talebin daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de ise bu en büyük eksiklerimizden birisi. Bakanlığımız tarafından yakın zamanda ıslah ve imha tesislerinin sertifikasyonunun önünü açan bir genelde yayımlandı ancak maalesef şu anki halinde yönetmelikler ve genelgeler geniş ölçekte, başarılı bir şekilde soğutkanları geri dönüştürecek ve sektöre kazandıracak bir model oluşturmayı mümkün kılmıyor. Burada tedarik ağları, atık yönetimi, iş sağlığı ve güvenliği, tesislerin yeterliliği, tüm bunların belgelenmesi ve denetlenmesi gibi kapsamlı bir iş yükü var. Bakanlık ve sektör paydaşları mümkün olan en kısa süre içerisinde çalışan bir model geliştirecektir, ESSİAD olarak biz de elimizden gelen tüm katkıyı sunmaya gayret edeceğiz.

Sertifikasyon ve akreditasyon çerçeveleri net bir şekilde ortaya konulup, depozito mekanizması oluşturulması ve teşviklerle beraber bu model hayata geçtiğinde, Türkiye bulunduğu coğrafya içerisinde soğutkan geri dönüşümü, ıslahı ve imhası konularında bölgesel bir merkez haline gelme potansiyeline sahip.

Türkiye HVAC&R sektörü Avrupa’daki bu dönüşümü yalnızca takip eden bir pazar mı, yoksa kendi teknolojisini ve çözümlerini geliştirerek Avrupa’nın ana üretim ve mühendislik merkezlerinden biri haline gelebilir mi? Önümüzdeki en büyük fırsat ve risk nedir?

Türkiye HVAC&R sektörü kesinlikle takipçi konumunda değil. Hem komponent hem sistem üretimi yapan firmalarımız hali hazırda Avrupa’ya hem ürün hem mühendislik ihraç eder bir konumda. Tabii ki sektörümüzün çok iyi bildiği ve uyguladığı gibi burada daha gidilecek çok yol var ve sürekli geliştirme ve yatırım istiyor. Bu noktada devlet destekleri ve teşvikler kritik önem taşıyor.

Pandemi döneminde gördüğümüz gibi, tedarik zincirlerindeki olası bozulmalar, tek bir tedarik zinciri kurmanın zararını ortaya koydu. Çeşitlendirilen tedarik zincirinde Türkiye, yüksek mühendislik ve üretim kapasitesi ve coğrafi yakınlığı ile Avrupa pazarı için önemli bir alternatif ve üretim merkezine gelme potansiyeline sahip bir ülke. Bunu geliştirmek ve kalıcı hale getirmek için montajdan ileri gidip AR-GE ve ÜR-GE çalışmalarına ağırlık vermeli, test ve sertifikasyon ihtiyacımızı karşılamalı ve markalaşma yoluna gitmeliyiz. Tüm bunları gerçekleştirecek nitelikli iş gücünü de yetiştirmemiz gerekiyor.

ESSİAD olarak T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından desteklenen İklimlendirme Sanayi Kümelenmesi (İSKÜ) Projemiz ile sektörümüzün gelişimine katkı sunmayı, öğrencilere yönelik hazırladığımız tanıtım, bilgilendirme ve teknik gezilerle geleceğin iş gücünü desteklemeyi, üniversite-sanayi iş birlikleri ile hem iş gücümüzü hem AR-GE yetkinliğimizi artırmaya gayret ediyoruz.

Veri merkezlerinin soğutulması ve yüksek verim odaklı endüstriyel soğutma sistemlerinde gelişen yeni teknolojiler, Türkiye’nin bu spesifik alandaki uzmanlığı ile nasıl kesişiyor?

Bu alan Türkiye HVAC&R sektörünün üzerine yoğunlaşabileceği ve çalışması gereken bir alan. Veri merkezi yatırımları ülkemizde de gerçekleşiyor ancak burada kullanılan sıvı soğutma (liquid cooling) ve atık ısı geri kazanımı sektörde çok yaygın olmayan uygulamalar. Yüksek yetkinliği, üretim kapasitesi ve mühendislik birikimi ile Türkiye iklimlendirme ve soğutma sektörü bu alanda oluşan fırsatlara adapte olabilecek ve bu fırsatı değerlendirebilecek bir potansiyele sahip. Önümüzdeki dönemde bu alanda çalışmalar yapan firmaların fırsatları değerlendirerek sayıca artacağını düşünüyorum.

Yapay zekâ, IoT ve kestirimci bakım gibi dijital çözümler HVAC&R sektöründe gerçekten işletme maliyetlerini ve enerji tüketimini kalıcı olarak düşürecek mi, yoksa şu an bir pazarlama söylemi mi? İlk büyük kırılmayı hangi alanda göreceğiz?

Dijital çözümlerin sunduğu faydanın gerçek ve kalıcı olduğuna inananlardanım. Şu an pazarlama söylemi seviyesinde kalan uygulamalar olduğu doğrudur ancak bu gerçekte çalışan ve ölçülebilir sistemlere veya onların potansiyeline zarar vermemeli görüşündeyim. Bunu bu şekilde pazarlamayı tercih eden üreticiler tenkit edilebilir ancak suçu teknolojiye atmamak gerekir. Kestirimci bakım ve gerçek zamanlı optimizasyon ulaşılabilir dijital çözümler ve yarattıkları tasarruf ölçülerek ortaya konulabilir. İlk büyük kırılmayı market zincirleri, veri merkezleri gibi enerji maliyeti yüksek uygulamalarda göreceğimizi düşünüyorum. Daha küçük kapasiteli sistemlere ve toplumun geneline yayılması zaman alacaktır. Dönüşümü tetikleyen faktörlerin arasında saydığımız doğal soğutucu akışkanlara geçiş, aslında bir anlamda bu alana da katkı sağlayacak. Tehlikeli ve düşük miktarda şarj edilen soğutkanların kaçak tespitinin yapılması) hem yönetmelikçe bir zorunluluk hem de iş sağlığı ve güvenliği açısından bir gerekliliktir.

Teknolojiler ve soğutucu akışkanlar hızla değişirken (özellikle A2L ve A3 sınıfı akışkanlar yaygınlaşırken), saha tarafında teknik personel, mühendis ve servis altyapısının eğitimi konusunda sektörü bekleyen en büyük tehlike nedir?

Doğal soğutkanlardan en eski tanıdığımız amonyak, zehirli bir gaz. Amonyaklı soğutma sistemleri ile çalışan firmalar bunun bilinci ve uzmanlık ile çalışıyorlar. Karbondioksit yüksek basınçlı ve geri kalanların tamamı neredeyse yanıcı/patlayıcı sınıfta. Eğitimsiz personelin uygun olmayan şekilde sahada sisteme müdahale etmesi can kaybına kadar varabilecek ciddi tehlikeler içeriyor.

Halihazırda nitelikli personel eksikliği yaşayan bir sektörde bu oldukça tehlikeli bir durum yaratıyor. Sektöre daha fazla gencin gelmesinin ve iyi bir şekilde eğitilmelerinin sağlanması gerekiyor. Florlu sera gazları için olduğu gibi yanıcı soğutkanlarla çalışacak personel için de sertifikasyon ve Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından belirlenen yetkinlik standartlarının zorunlu olması ve bu sertifikasyonların sahada denetlenmesi gerekiyor. İsteyen herkesin sistemlere müdahale edememesi gerekiyor. ESSİAD olarak bizler bunun bilinciyle Sürekli Eğitim Merkezi (ESEM) ve Okuldan İşe projelerimizle gençleri sektöre kazandırmaya, eğitimlerini geliştirmeye gayret ediyoruz.

Chillventa 2026’da sergilenecek teknolojilere baktığınızda, fuarın sektöre vereceği en güçlü mesaj ne olmalı? Ziyaretçilerin özellikle hangi alanlara dikkat etmesini önerirsiniz?

Bugün konuştuğumuz pek çok yeni teknoloji Chillventa 2026’da ticarileşmiş ürün olarak sergileniyor olacak. Doğal akışkanlı ısı pompaları, paket cihazlar, kestirimci bakım uygulamaları, dijital çözümler ve pek çok girişimci inovatif start-up firmaları fuarda olacak. Aynı şekilde üretim gücümüzün temsili Türk katılımcı firmalar da ürünleriyle Chillventa’da yer alacak. İyi uygulamaları ve üretimimize entegre edilebilecek yeni teknolojilere dikkat etmeyi öneririm. Kendi adıma, yıllardır takip ettiğim manyetik soğutma firmasının en yeni ürünlerini merak ediyor ve incelemek istiyorum.

“HVAC&R sektöründe bugün herkesin doğru kabul ettiği ancak sizin yanlış veya eksik olduğunu düşündüğünüz paradigma / görüş nedir?”

Doğal akışkan veya en düşük GWP’ye sahip soğutkanın en doğrusu olduğu fikrine katılmıyorum. Bir sistem tasarlanırken her açıdan toplam yaşam döngüsündeki etkiyi hesaplamak gerekir. Düşük GWP’li bir sistem enerji verimliliğinde ciddi bir kayba neden oluyorsa yaşam döngüsü hesaplandığında daha zararlı olabilir. Soğutkanlar hermetik sistemlerin içerisinde çevreye zararlı değildir, yüksek tüketim nedeniyle gereğinden fazla soğutkan üretildiğinde veya ömür sonunda atmosfere salındığında, uzun süreli kaçaklarda zarar yaratırlar. Kaçak tespiti düzenli yapılan, ömür sonunda gazı geri kazanılan, ıslah edilen veya imha edilen yüksek verimli bir sistem toplam yaşam döngüsü hesaplandığında çevreye daha az zararlı olabilir.

Son olarak İklimlendirmeTeknolojileri.com yayınımız hakkında birkaç cümlelik değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Teknik yayıncılık ile sektörel bilgi akışına ve sektörümüzün farkındalığına katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederim. Gündemi takip eden ve sektörü geliştirmeyi amaçlayan sorularınıza yanıt vermek benim için bir keyifti. Fuarlar için hazırladığınız bültenlerle Türk iklimlendirme sektörünün gücünü ve mühendislik yetkinliğini global ölçekte kamuoyuna taşımanızı ESSİAD olarak çok kıymetli buluyoruz.

Loading